Bollywood’dan 1995 yapımı başrolünde megastar Chiranjeevi’nin oynadığı, Alluda Majaka adlı filmden aksiyonda sınır tanımayan bi sahne…
macro kingdom
TV ve sinema sektörü büyürken sorunları da büyüyor. Son olarak “Aşkım Aşkım” dizisinin çalışanları, ardından da İclal Aydın yaşadıkları mağduriyeti dile getirdiler. Sektördeki tek örgütlü sendika olan Sine-Sen ise sorunların aşılması için sinema-TV emekçilerine çağrıda bulunuyor…Çağrı metnini aşağıda bulabilirsiniz.
Ayrıca Sine-Sen Kültür Bakanlığınca hazırlanan “Türkiye Sinema Merkezi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı“na itiraz eden bir imza kampanyası başlatmış bulunuyor. Bu tasariya itiraz noktalarını öğrenmek için, imza kampanyasına katılmak için bu linki tıklayabilirsiniz.

Sine-Sen Bildirisi BASINA VE KAMUOYUNA - Türkiyeli sinemacıların gerçekleştirdiği ve dünya sinema tarihinin en özgün eylemlerinden biri olan 5 Kasım 1977’de “Sansüre Hayır” Ankara yürüyüşü ile başlayan süreç, sinema emekçilerinin yan yana durabildiklerinde neyi başarabileceklerini gösteren öğretici bir süreç olmuştu. Bu öğretici süreç, bundan tam 32 yıl önce bugün sendikamız Sine-Sen’in (Sinema Emekçileri Sendikası) kuruluşu ile taçlanarak yeni bir boyut kazanmıştı.
Sine-Sen, 5 Ocak 1978’de, halkın onuruna yaraşır filmler yapabilmek, sansürün ve her türlü baskının kaldırılmasını sağlamak, sinema emekçilerinin 60 yıldır sömürülmesine son vermek ve onların sosyal ve ekonomik haklarını kazanmalarına yardımcı olmak gibi hedeflerle yola çıkmıştı. Yola çıkmıştı, çıkmasına ama bu yol, kolay bir yol değildi. Çünkü bu yolda sinema emekçilerini, 12 Eylül karanlığı bekliyordu. 12 Eylül karanlığı; gözaltı demekti, tutuklanma demekti, işkence demekti. 12 Eylül karanlığı; işsizlik demekti, sendikal hakların ellerinden alınması demekti, sendikalarının kapısına kilit vurulması demekti. Ancak bu yola çıkan sinema emekçileri, her şeye rağmen yılmadılar, mücadelelerini sürdürdüler/sürdürüyorlar. 12 Eylül döneminde kapatılan sendikamız 1992 yılında yeniden açıldı. Açıldıktan sonra da, yıllar içinde yeni katılımlarla daha da büyüdü ve daha da büyüyeceğini umut ediyoruz.
Bizler, bugün, sendikamızın kuruluşunu kutlarken 32 yıl önceki gibi aynı heyecan ve aynı kararlılık içerisindeyiz. Dün temel meselemiz sansürdü belki. Bugün sansür meselesi nispeten çözülmüş olsa da, çalışma yaşamındaki sorunlarımız bitmiş değil. Bugün, sinema emekçileri olarak sinema-TV sektöründe yaşadığımız bir çok sorunun temel nedeni ise ülkemizde hâlâ sinema-TV alanını ve çalışanlarını tanımlayacak bir Sinema İş Yasası’nın olmamasıdır. Sinema İş Yasası’nın olmaması nedeniyle sinema-TV sektöründe adeta bir “orman düzeni” hüküm sürmektedir.
Sinema İş Yasası’nın olmadığı bu düzen, bizim hâlâ,
*Esnek ve uzun çalışma saatlerine,
*Sigortasız,
*İş güvencesiz,
*Ve ağır, ölümcül ve insanlık dışı çalışma koşullarına deyim yerindeyse talim etmemize yol açıyor.
Konunun muhatapları olan ve ellerinde yasal yetkileri olmasına rağmen kullanmayan;
*Başta, ağır çalışma koşullarını önleyecek gerekli tedbirleri almayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olmak üzere,
*Sinema-TV sektöründeki vergi kaçaklarını gerektiği gibi araştırmayan Maliye Bakanlığı,
*Desteklediği sinema işvereninden sadece vergi kaçağı olmadığına dair bir belge almakla yetinen ve desteklediği filmlerde çalışanların sigortalı olup olmadığını yeterince denetlemeyen Kültür ve Turizm Bakanlığı,
*Ve AB uyum sürecinde imzaladığı “bir saat içinde 12 dakika reklam” şartını TV kanallarına her nedense uygulat(a)mayan Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), gibi kurumlar sinema-TV sektöründeki bu “orman kanunlarının geçerli olduğu düzen”e seyirci kalıyor.
Sine-Sen olarak 32. yılımızı kutlarken tüm sinema emekçilerine sendikamız Sine-Sen’de örgütlenmenin artık kaçınılmaz bir gerçek olduğunu anımsatıyor ve sendikamızın kuruluşundan bugüne tüm emeği geçen sinema emekçilerine binlerce kez teşekkür ediyoruz. Ayrıca sinema emekçilerinin sorunlarına seyirci kalan ilgili ve yetkilileri ise bir kez daha sorunlarımıza karşı duyarlı olmaya ve Sinema İş Yasası’nı bir an önce gündemlerine almaya çağırıyoruz.
Yaşasın Sinema!
Yaşasın Sinema Emekçileri!
Yaşasın DİSK/SİNE-SEN!
DİSK/SİNE-SEN YÖNETİM KURULU
Şimdi izleyeceğiniz video aslında korkunç bir video. Ortamın zavallı Türk eğitim sisteminden trajik bir sahne olması bir yana, insanı kendinden utandıran bir yanı da var. ilerledikçe başımın öne eğildiği, artık daha fazla bu acıya katlanamam dediğim bir video. Mahremiyetin ve masumiyetin tecavüze uğradığı an…
Eray Hökelek’in nefis yorumuyla:
Ünlü yönetmen Mustafa Altıoklar TSK’nın darbe ve iç karışıklık senaryolarını engin bilgisiyle böyle yorumlamış. Koca yönetmen ya senaryodan anlamıyor ya da röportajı kafası güzelken verilmiş. Ya da hepimiz bunları göremeyecek kadar salağız. “Beni ortadan kaldırabilirler” - KÜLTÜR SANAT - HABERTÜRK - Türkiye’nin En Büyük İnternet Gazetesi

Haiti’deki büyük deprem felaketinin ardından Türkiye’de de çeşitli yardım kapanyaları başladı. Örneğin Türk Kızılay’ı aracılığıyla yardımda bulunmak isteyenler 2868’e HAITI yazıp göndererek 5 TL değerinde yardımda bulunabilirler. (ek ücret, komisyon vs. alınmıyor).
Babylon, 1 Şubat’ta Çengi Performance Art ve UNICEF’in desteği ile düzenlenen Haiti’ye Yardım Gecesi düzenliyor. Gecede Teoman, Can Hatipoğlu, Sakin, The Revolters, Ayşegül Yeşilnil, Alihan Samedov gibi isimlerin yanı sıra dans toplulukları da sahne alacak. Biletlere bu linkten ulaşabilirsiniz.
Britanyalı street art ikilisi Miss Bugs sıradışı post-modern kolajları ve rastgele sokak enstelasyonlarıyla sokak sanatına yenilikçi bir boyut katıyor. Yerleşik sanat, din, kültür ve pornografiyi başarılı bir biçimde kaynaştıran ikilinin işlerini eşsiz kılan şey ise sürpriz unsuru. İkilinin kolajlarında Andy Warhol, Roy Lichtenstein, Piet Mondrian hatta Johannes Vermeer gibi sanatçıların çizgileri beklenmedik bir biçimde karşımıza çıkıyor. Müstehcenlik, Katolik sembolizmi, 20. yüzyıl ortası propaganda afişleri ve klasik çizgi roman öğeleri Miss Bugs tarzında epey bir etkili. Fotorealist tarzda yarattıkları kolajları kadın silüetleri biçiminde kesip sokaklara yerleştirerek bugüne kadar görülmemiş tarzda bir sanatsal adaptasyona imza atan ikili, gayet yenilikçi, kışkırtıcı ve kesinlikle yıkıcı bir akımın öncüleri.
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
Evren Özesen’in fotoğraflarıyla Tekel işçilerinin direnişi. Daha fazla fotoğraf için fotoğrafa tıklayınız.
Match Production bünyesinde çalışmak üzere 3D-Motion Graphics Designer aranıyor.
Temel nitelikler: 3D Studio MAX, Maya, Adobe Photoshop, Adobe After Effects programlarının tümüne hakim; Tasarım zekası güçlü, Ekiple paslaşmayı bilen Medya sektöründe çalışma tecrübesine sahip Mümkünse sporsever
İş tanımı: Firmanın hizmet verdiği reklam ajansları için desktop reklam filmleri, altbantlar, tanıtım filmleri vb. işler hazırlamak Grup şirketleri bünyesinde bulunan spor kanalı için çeşitli motion grafik çalışmalar yapmak (tanıtım, jenerik, info grafik vb.)
Başvuru: CV’ler cahit.binici@sportsnet.com.tr adresine gönderilebilir. CV’lerde mutlaka showreel’in online izlenebileceği bir web sitesi adresi de bulunmalıdır. (Showreel’i bulunmayan başvurular değerlendirilmeyecektir.)
Bu ilan 27 Ocak 2010 tarihinde yayımlanmıştır ve başvurular en az 15 gün süreyle sürecektir.
bakiniz.com sitesi için video roportajlar yapmaya başladım. İlk röportajım da “Ada- Zombilerin Düğünü” filmi yönetmenlerine kısmet oldu. iyi seyirler..

Hakan Akçura’nın nefis çalışması: Türkiye Linç Haritası… (Hakan Akçura’nın diğer çalışmaları için de bu linki tıklayabilirsiniz.)
Ece Temelkuran Milliyet’teki köşesinde harika yazmış. Yazıdan geniş bir alıntı aşağıda. Tamamını okumak isteyenler alttakı linki tıklayabilirler.
Linç, eğer kendini normal sayanın anormal olarak gördüğünü, devletin sessiz onayıyla, sokakta “itlaf” çabası ise, sormak isterim bu ülkede normal ne? Tek bir normal var bu ülkede artık. Polat Alemdar. Polat ve onun işbirlikçileri. Karbon kopyası alınıp sokaklara dağıldıkça daha da beterleşen bir tip bu. Cümle kuramayan, kurulan cümleleri anlamayan, her an herkesi düşman sanabilen (birçok linç girişimi göstericilerin PKK’lı ya da yasadışı örgüt üyesi “zannedilmesi” yüzünden oldu son zamanlarda), dinlemeyen, herkesin susmasını isteyen, gelecekle ilgili tasarımsızlığı ürkütücü olan ‘kütleler’, normalin ne olduğunu belirliyor. Bu durum, ülkeyi kütleleşmiş dehşet bedenlerinden müteşekkil hale getirdi. Her şehirde bir kütleleşmiş, dehşet bedeni var. ‘Sapkın’ olarak tarif ettikleri her bir bireye, gruba karşı silahlanmış, tetikte bekliyorlar. Evet, söylediğim kadar ürkütücü. Hatta daha da. Tek bir çözümü var bu işin: Kütleleşmiş, dehşet bedenine karşı duran bir kitleleşmiş, kardeşlik bedeni. Nerede o? Ankara’da. TEKEL işçilerinde. PKK’lı zannedebildiler mi onları? Yasadışı örgüt sanabildiler mi? Sanabilemezler. Zira kitle, konuşabilir. Cümle kurabilir. Kitle, dehşetin kütlesine karşı koyabilecek güçtedir.
Linç, öyle ya da böyle devlet tarafından onaylanan şiddettir. Ceza hukukumuzda lincin bir suç olarak tarif edilmemesi bir yana, polisin izlemesi, müdahale etmemesi linci her seferinde onaylar. Nihayet, linç edilecek olan “anormal” devlete, iktidara da bir tehdittir. Öldürsünlerdir onu, parçalasınlardır zaten. Ece Temel Kuran / 20 Ocak 2010 - Milliyet
Hrant’ın öldürülüşünün üçüncü yılı. Güya namus davasıydı, namus ortada kaldı. Mahkeme bir yere varmıyor. Devlet, görevlilerinin kusurunu ve galiba suçunu örtmekten başka bir şeyle ilgilenmiyor. Öldürüldüğü gün, öldürüldüğü yerde Hrant’ı hep birlikte anmak için hazırlanan çağrı filmi.
©2010. Tumblr theme by Greg Cooper. Icons by P.J. Onori. With thanks to Jamie Cassidy. Inspired by Panic.
*Unlikely to find your lost post using this but you can try...